1. YAZARLAR

  2. Orhan Kaplan

  3. Nükleer Enerji
Orhan Kaplan

Orhan Kaplan

Nükleer Enerji

A+A-

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, görev süresinde ilk kez TBMM’den gelen bir yasada veto yetkisini kullandı.

Başkan Erdoğan, çevre mevzuatı uyarınca gerekli izinler için termik santrallere 30 ay daha süre tanınmasını öngören tasarıyı veto etti.

21 Kasım’da TBMM’de kabul edilen torba yasanın 50. maddesi, havayı kirleten 15 termik santrale baca filtresi takma zorunluluğunun 2,5 yıl ertelenmesini öngörüyor, yasanın yürürlüğe girmesi için Başkan Erdoğan’ın onayı bekleniyordu.

Veto gerekçesi olarak çevre duyarlılığı gösterildi.

Başkan Erdoğan’ın bu vetosu, yasa eğer onaylanırsa bunu Anayasa Mahkemesi’ne götüreceklerini söyleyen CHP tarafından olumlu karşılandı.

Böylece baca gazı filtresi olmayan 15 termik santrale 30 Haziran 2022’ye kadar süre tanınması ortadan kalkmış, işverenlerin baca takma zorunluluğu konusunda başa dönülmüş oldu.

 

* * *   

Türkiye, petrol, doğalgaz gibi yaygın kullanılan enerji kaynakları açısından oldukça yoksun bir ülke.

Ancak kalkınması içinse enerjiye gereksinimi var.

Bunu da dışarıya döviz ödeyerek karşılanmakta…

Geriye kalan güneş ve rüzgârdan karşılanan seçenek için devletin desteğine karşın gereksinimin tümünün karşılanmasının uzun yıllar için olası görünmüyor.

Geriye kömür ve barajlardan elde edilen Hidroelektrik kalıyor…

Bir de tabi ki Türkiye’nin şimdiye dek kurmaya geç kaldığı ve halen iki yerde iki Nükleer santral projemiz var.

Bizde bol olarak kömürün kullanımı, çağımızın son model gelişmiş teknolojileri kullanılarak baca gazı filtreleri ile olası.

Ne ki, maliyetleri arttırıyor gerekçesiyle işletmeler bundan kaçınmakta.

Şimdi işletmeler insan sağlığı açısından zararlı olan şimdiki uygulamayı ya gerekli baca gazı filtreleri takarak sürdürecek yahut da tesisleri kapatacaklar.

Ne diyelim, karar bu…

* * *

Türkiye’nin enerji gereksinimi için en akıllı yol kuşkusuz Nükleer enerji.

Nükleer Enerji Enstitüsü'nün verilerine göre, Türkiye henüz tek bir nükleer elektrik santraline sahip bulunmazken, çoğunluğunu Avrupa ülkelerinin oluşturduğu birçok ülke elektrik üretimlerinin önemli bölümlerini nükleer santrallerden karşılamakta.

Dünya genelinde elektrik üretiminin yüzde 15’inin nükleer enerjiye dayandığını söylersek batı ülkelerinin kullandığı Nükleer enerji açıkça ortaya çıkar sanırım. 
Söz gelimi toplam 59 nükleer santralin üretim yaptığı Fransa, elektriğinin yüzde 76,2’sini Litvanya yüzde 72,9’unu, komşumuz Bulgaristan bile elektrik gereksiniminin yüzde 33’ünü Nükleer santrallerden karşılamakta.

104 santralle (Petrol ve doğalgaz sorunu olmamasına karşın) dünyanın en fazla nükleer santraline sahip bulunan ABDelektrik üretiminin yüzde 20’sini nükleer enerjiden elde ediyor.
Bizde hiç yok ve uluslararası-yerli çevre örgütleri hiç kurmamamızı öğütlüyorlar ısrarla ve karşı çıkıyorlar.

* * *

Türkiye toplam elektrik üretiminin halen yüzde 48,4'ünü doğal gazdan (Dışarıdan satın alarak) yüzde 22,7'sini yerli kömürden, yüzde 16,7'sini hidrolik kaynaklardan, yüzde 6,3'ünü ithal kömürden, yüzde 5,2'sini sıvı yakıtlardan yüzde 0,4'ünü de rüzgârdan sağlıyor. 
Güneş ve rüzgârdan ise istense dahi fiziki koşullar elvermeyeceği için gereksinimin yüzde 10’unun bile karşılanamayacağı belirtiliyor.
Bu nedenle biri Akkuyu, diğeri Sinop’ta iki nükleer santral kurulması planlandı.

Buna karşı çıkılıyor…

Dünyanın hiçbir yanında, enerji üretimini tamamen yahut çoğunlukla güneşe ve rüzgara endekslemiş bir tek Allah’ın ülkesi yokken ve bu fiziken ve reel olarak olası değilken, en gelişmiş ülkeler harıl-harıl nükleer enerji kullanırken, Türkiye’de nükleer enerjiye karşı çıkmak, ‘Türkiye yüksek fiyatla enerji kullansın, kalkınmasın yahut karanlıklarda kalsın’ demek değilse nedir?

Bu yazı toplam 296 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT