1. YAZARLAR

  2. Orhan Kaplan

  3. Asimile etmek mi, entegre etmek mi?
Orhan Kaplan

Orhan Kaplan

Asimile etmek mi, entegre etmek mi?

A+A-

Türkiye’de ‘kimlik çatışması’ öteden beri süren bir konu…
Kimlikler üzerinden siyaset yapılması hep eleştirilen bir siyaset yöntemi oldu.
Bu siyaset yönteminin insanları ayrıştırdığı, böldüğü, kutuplara ayırdığı söylendi hep.
Hani haksız da değillerdi bunu söyleyenler…
Ancak işin ilginç tarafı ise kimlik siyasetini yapmayıp Türkiye partisi olduğunu savlayanlar ile ulus siyaseti yaptığını söyleyenler bu kimlik siyasetinin alasını yapmaktaydılar aslında!

* * *

Soğuk Savaş boyunca yeryüzüne ideolojik politikalar egemendi…
O zamanlar dünya adeta ikiye bölünmüştü.
Batı Bloku serbest piyasa ekonomisini ve özel mülkiyeti savunuyordu.
Doğu bloku ise merkezi planlamayı ve ortak mülkiyeti savunuyordu. İki blok arasındaki mücadele Doğu Bloku ülkelerini çevresinde toplayan Sovyetler Birliği’nin dağılması ile sonuçlandı.
Birçok siyasetçi ve sosyal bilimci Sovyetler Birliği’nin dağılmasını kapitalizmin mutlak zaferi olarak ilan etti.
Bunlara göre artık komünizm kesin olarak yenilmişti, yeryüzünde demokrasi ve kapitalizmin egemenliği için bir engel kalmamıştı.
Ne var ki sonradan yaşanan birçok olay bu öngörünün çok da doğru olmadığını gösterdi.
Ülkeler arasında ideolojik politikaların yerine kimlik politikaları büyük bir gerilim kaynağı olarak yayılmaya başladı…

* * *

Bir bütün olarak, AK Parti iktidarları dönemlerine kadar Cumhuriyet tarihi boyunca bizzat Cumhuriyetin kabul ettiği etnik ve inançsal kimlik dışında kalan tüm kimliklere yönelik böyle bir baskılanma yaşanmaktaydı.
Türkiye’de uzun süre Türkiye siyaseti ve ulusal siyaset yapmak demek aslında egemen olan etnik kimliğin ve egemen olan inancın kimliğinin siyasetini yapmak demek, oldu.
Egemen etnik ve inançsal kimliğin siyasetini yasaların verdiği avantajlar ve güçle yapanlar toplumun geniş kesimlerine de bunu dayattılar.
Ancak bu ezber, son 10-15 yıldır bozulmaya başladı.
Kürtçe üzerindeki yasakların kaldırılarak, devletin bizatihi kendisi radyo ve televizyon kanalı açarak baskı ve asimileyi ortadan kaldırdı.
Alevi-Sünni ayırımı konusu önce kafalarda çözülmesi gerekiyordu.
Devlet olarak bu işin altyapısı oluşturulmaya çalışıldı.
Önce önyargıları ortadan kaldırmak gerekiyordu çünkü.

* * *

“Kimlik” çatışması yeni bir konu değil Türkiye için.
Eskinin de çok eskisinden beri süren bir konu.
Bazı dönemlerde savaşlar çıkartacak kadar gücü olan bir konu.
Türkiye ve çevresi özellikle kimlik siyasetlerinin yoğun olarak gündemde tutulduğu bir bölge…
Böyle bir bölgenin yönetilmesinin gerçekten çok zor olduğunu görmek gerekiyor.
Her insanı memnun etmek, adaletli davranmak, saygı gösterebilmek, devlet görevlerinde herkese yer açabilmek zor ama bunun başarılması gerekiyor.
En büyük savaşların arka planında zaten en belirgin özelliklerden birinin bu olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Osmanlı Devlet sisteminin en belirgin özelliği hoşgörülü yaklaşımı olmuştu.
Diller, dinler, hatta sosyal ve kültürel kadrolar korunmuştu.
Asimile değil entegre üzerineydi her şey.
Yani ayrışma değil, bütünleşme üzerineydi.
Şimdi de yapmamız gereken bu ve bu yapılmaya çalışılmakta…

Bu yazı toplam 130 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.